TR
  • English
  • Türkçe
  • 中文 (Zhōngwén), 汉语, 漢語
  • español, castellano
  • Français
  • العربية
  • Deutsch
  • فارسی
  • русский язык
  • українська
  • deneyimler

    Görülecek Kültür Dolu Yerler

    Oldukça rağbet gören iki yeri ziyaret etmeden, bu tarihe ve kültüre oldukça önem verilen bir şehir olan İstanbul geziniz tamamlanmış olmayacak! Ayasofya-i Kebir ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri birbirine yürüme mesafesindedir. Bu iki yerde de birkaç saat geçirdikten sonra şaşıracak ve bu antik dünyada tarihi bir gezintiye çıkacaksınız. Madem öyle, bu iki dünya klasiği harikalarını ziyaret edelim.

    Tarihte Kutsal Hikmet Kilisesi olarak adlandırılan Ayasofya-i Kebir, dini inancın etkileyici bir ifadesi olmasının yanı sıra dünyanın en büyük mimari harikalarından biridir. Dünyanın en büyük mühendislik başarısı olan kubbesi ile Ayasofya, binlerce yıla direnen mimari harikası, inanılmaz bir yapıdır. Zamana, kıtaya ve kültüre yayılmış bir şehrin özelliklerini birleştiren Ayasofya, eski İstanbul'un kalbini ve ruhunu tanımlamaktadır.

    Ayasofya yakın zamana kadar tam anlamıyla bir dönüşüm yolculuğundaydı. Doğu Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından Ortodoks kilisesi olarak inşa edilen Ayasofya, 1453 yılında Ayasofya Camii'ne dönüştürülmeden önce 916 yıl boyunca birçok deprem, yangın ve isyana şahit oldu. Dünyanın en büyüğü olan devasa kubbeli Ayasofya'ya dört minare eklenmiş ve 1934 yılına kadar cami olarak hizmet vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, her iki dine mensupları uzlaştırmak adına, Ayasofya'nın hem İslam'ın hem de Hristiyanlığın sembollerini yan yana barındıran bir müze haline getirileceğini açıklamıştır. Son olarak 2020 yılında değişime devam eden Ayasofya, tekrar ibadete açılarak camii olmuştur.

    Sadece Ayasofya'nın en üst düzey mimari bir deha ürünü olan kubbesine bakarak bile hayran kalabilirsiniz. Ana girişin üstünde yer alan ahşap çıkıntıdan ana avlunun ve nefin muhteşem manzarasına hayran kalacaksınız. Yapının süzülen altın ışıklarının altında, insanlar Ayasofya'nın büyüklüğünü takdir etmektedir. Müze katından 55,6 m yükseklikteki merkezi kubbe; kanatlı melek figürleriyle süslenmiş, küresel bir yüzeyin dört üçgen parçasıyla desteklenen mimari bir başarıdır. Ayasofya, mimaride ‘’pandantif’’ kullanımının en eski örneklerinden biridir.

    Caminin müzeye dönüştürülmesinden sonra restore edilen Meryem Ana ve Mesih'in antik freskleri ve yaldızlı mozaikleri, 19. yüzyıldan kalma deri madalyonların yanında görkemli bir kubbenin altında yer almaktadır. Üst galeri katını kaplayan daha fazla mozaik yavaş yavaş ortaya çıkarılmış ve bir zamanlar kilisenin içindeki orijinal dekorasyonun ihtişamı hissettirilmiştir.

    Kubbenin tabanındaki kırk ayrı pencere, derinlik perspektifini açarak optik ağırlığı bir ışık odasına dönüştürmektedir. Altın mozaikler hem ışığın parlamasını sağlamakta hem de ışığı yansıtarak renkli panellere ve mermer sütunlara yönlendirmektedir.

    Görülecek her şeyi gördükten sonra bile bir süre oyalanmak isteyeceğiniz, zaman-mekân duygusunu ve eski İstanbul'un özünü içinize çekebileceğiniz görkemli bir bina.

    Günümüz Türkiye'sinde ve Türk tarihinin eski dönemlerinde gelişen çeşitli medeniyetlere ait bir milyondan fazla eşsiz sergiye ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul'un en önemli tarihi komplekslerinden biridir.

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri günümüzde şehrin en gözde müzesi ve ilgi çekici yerlerinden biridir. Topkapı Sarayı'nın yakınındaki metropolün görülecek yerleri arasında yer almaktadır. Kompleksin sergileri sizi yüzlerce yıl geçmişe götürürken burada sıkılmanız imkansız! Müze içerisinde sanki bir zaman makinesindeymişsiniz gibi hissedeceksiniz. Ve antik çağın en güçlü imparatorluklarının tarih ve sanat hikâyesine dalacaksınız.

    Müze üç ana birimden oluşmaktadır: Arkeoloji Müzesi, Çinili Köşk Müzesi ve Eski Şark Eserleri Müzesi. Müzenin ilk bölümünde Büyük İskender, İmparator Marcus Aurelius, Şair Sappho ve Roma İmparatorluğu'nun kurucusu Octavian Augustus'un büstleri de dâhil olmak üzere antik Roma'dan birçok sergi iyi korunmuştur.

    Eski Şark Eserleri Bölümü geniş bir salona sahiptir. Buradaki en değerli sergiler; 5. yüzyıldan kalma Likya mezarı, ağlayan bir kadının oyulmuş gözlerine sahip olan Ağlayan Kadınlar Lahdi ve İskender Lahdi dâhil olmak üzere lahitlerdir.

    Eski Şark Eserleri Müzesi'nde; Mısır firavunlarının mumyaları, dikilitaşlar, Mezopotamya'dan eserler, mezar taşları, mücevherler ve çeşitli antik ülkelerden çivi yazılı tabletler sergilenmektedir. Babil'den gelen İştar Kapısı'nın cephesinin bir kısmı, efsanevi hayvanların imgeleriyle süslenmiş, en değerli sergilerden biri olarak kabul edilmektedir.

    Müzenin üçüncü bölümünün binası başlı başına ilginçtir. Burası Topkapı Sarayı'nda padişahların dinlenme salonu olarak kullanılmış olan 15. yüzyıldan kalma bir yapıdır. Çinili Köşk Müzesi'nde kil ürünleri sergilenmektedir. Sultanahmet Camii ve Rüstem Paşa Camii gibi ünlü yapıların iç mekânlarını süslemek için kullanılan ünlü İznik çinilerine hayran kalacaksınız. Burada Osmanlı ve Selçuklu ustalarının seramik eserlerinin yanı sıra daha sonraki Anadolu işçiliği örnekleri de sergilenmektedir.

    Dünyanın başka hiçbir müzesinde bulunmayan pek çok eşsiz sergiden oluşan zengin koleksiyonuyla İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni ziyaret etmek, onu kaçırılmayacak bir deneyim haline getirmektedir.

    İstanbul destinasyonları